3 Mayıs 1944 davası

3 Mayıs Türkçüler günü nedir? 3 Mayıs’ta ne oldu? 3 Mayıs neden Türkçüler günü olarak kutlanıyor. 3 Mayıs 1944 olayı nedir gibi soruların cevapları tüm ayrıntıları ile derlediğimiz yazımızda.

3 Mayıs 1944 Davasının detaylarını sizlere aktarıyoruz.

DÖNEMİN BAŞBAKANI ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU MECLİSTE ‘TÜRKÜZ, TÜRKÇÜYÜZ’ DİYOR

Türkiye Devleti”nde dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu 05 Ağustos 1942 tarihli Meclis kürsüsünden okuduğu kabine programının sonuç konuşmasında;

“Biz Türk”üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. (Mecliste alkış ve bravo sesleri) Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız.” diyerek devletin başbakanınca devletin temel ülküsü anlatılmaya çalışılmıştır.

Dönemin gençliği hassas derecede Türkçüdür. Milliyetçidir. Zaten 3 Mayıs 1944”ü yaratanlar da bu yüksek Türklük şuuruna erişmiş Türk gençliğidir.

ATSIZ BAŞBAKANA MEKTUP YAZIYOR

Büyük Türkçü Nihâl Atsız Beğ; devletin ülküsünün Türkçülük ve dönemin Başbakanı Saraçoğlu”nunda Türkçü olduğu inancı içindedir. Buna karşılık devletin her tarafına komünist ve hain kadroların yerleştirilmekte olduğunu görmektedir. O günkü Başbakanı ve devlet yetkililerini uyarmak için Atsız Beğ; devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu”na “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup” ve “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup” olmak üzere iki açık mektup kaleme alır.

ATSIZ MİLLİ EĞİTİM BAKANI TARAFINDAN MAHKEMEYE VERİLİYOR

Devletin içine hatta beynine sızmaya çalışan oluşumlardan haberdar eder ve Başbakan’a şikayet ve uyarıda bulunur. Bu uyarıların içinde sonradan Bulgaristan’a kaçarken öldürülen  Sabahattin Ali de vardır. Devrin Milli eğitim bakanı Hasan Ali Yücel’i bu mektuplar büyük bir telaş ve endişeye düşürür. Hasan Ali Yücel ile o günlerin Ulus gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay”ın teşviki ile Sabahattin Ali tarafından Atsız Beğ mahkemeye verilir.

TÜRKÇÜLER ALANLARDA TARİH 26 NİSAN 1944

26 Nisan 1944’te Ankara”da başlayan ilk mahkeme, dönemin üniversite gençliği tarafından hınca hınç doldurulur. Bu yoğun kalabalık ve tezahürat karşısında Mahkeme heyetinin içeriye pencerelerden girebildiği söylenir.

Nihâl Atsız Beğ Mahkeme Heyetine;

“Sabahattin Ali”den sorulsun, hıyanetini ispat edelim mi? Buna razı mı?” diye sorar. Sabahattin Ali ise bu sözler karşısında sessiz kalmış ve bir cevap verememiştir.

MAHKEME 3 MAYIS 1944

Mahkeme 3 Mayıs 1944”e ertelenir. Ne olduysa davanın ikinci celsesi 3 Mayıs 1944 günü olur. 3 Mayıs 1944”te Türk gençliği bir volkan gibi patlar. Türklük ülküsüne ve onun ideolojik lideri, hocası Hüseyin Nihal Atsız”a sahip çıkmak için Ankara Adliyesinin koridorları, salonları doldurulduğu gibi adliyenin önü de yüzlerce genç tarafından doldurulur. Topluluğun bir kısmı adliyede Atsız”ı yalnız bırakmazken diğer binlerle ifade edilen büyük bir topluluk Ulus Meydanına doğru protesto yürüyüşüne geçer.

İşte bu “3 Mayıs” günü Atsız Beğ”in de isteği doğrultusunda 3 Mayıs 1954 tarihinden itibaren “Türkçüler Günü” olarak anılmaya başlanır. 3 Mayıs Türkçüler Günü budur.

TÜRKEŞ, 3 MAYIS DAVASININ NERESİNDE?

Bir kaç yıldır MHP’li ve Ülkü Ocaklı gençlerin de bu anmalara Atsız Beğ’in mezarının başında katıldıklarını görmekteyiz. Bu partililerle ülkü ocaklılar bu anma sırasında; “Başta sayın Başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere” diye başlamaktalar ve 3 Mayıs anma toplantısını hem de Atsız’ın mezarı başında siyasi bir slogan haline getirdikleri “tekbir” sesleri ile bitirmektedirler… Bir kere “Başta Başbuğumuz” demek ile Başbuğlarına da saygısızlık yapmaktadırlar. Çünkü 3 Mayıs 1944 de Alparslan Türkeş, her hangi bir özelliği olmayan sadece Atsız Beğ’in yanına gelip gitmekten dolayı tutuklanan bir üsteğmendi. Diğer yandan kendisinin bu olaylara tesadüfen katıldığını beyan eden Mahkemeye verilmiş bir “pişmanlık mektubu” da söz konusudur.

Elbette ki 3 Mayıs 1944”ün bir sürü kahramanı vardır. Fakat 3 Mayıs 1944”ün yaratıcısı doğrudan doğruya Türkçü fikirleri ve hareketleriyle Atsız Beğ ve Onun yanındaki arkadaşlarıyla Türk gençliğidir. Türk gençliğinin kendi ideolojisi olan Türk Milliyetçiliğine sahip çıkmak ve gene bu ideolojinin düşünürü, konuşanı, yazanı Atsız Beğ’i yalnız bırakmamak için patladığı anlamlı bir gündür.

İSMET İNÖNÜ TÜRKÇÜLERİ HEDEF ALIYOR

O gün Cumhuriyet Türkiyesi’nin başında, bu Sovyet yayılmacılığına karşı cesaretle karşı durabilecek bir insan göremiyoruz. Cumhuriyetin başı ikinci adam İsmet Paşa’dır. Tanzimat sonrası Osmanlı politikacıları güçlü devletin her istediklerini yapmakla, Osmanlı’nın ayakta kalacağı inancı içinde idiler. Yahut da onların hoşuna giden şeyleri yapmakla. Paşa da bunu yaptı. Sovyet Emperyalist koloniyel yayılmacılığına karşı tanrılar kurban istiyordu. Ve 19 Mayıs 1944 Nutku ile kurbanlarını işaret etti.

Yıl 1944, Mayıs ayının 19’u. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Gençlik ve Spor Bayramı dolaysıyla yaptıkları konuşmada şöyle diyordu:

”Turancılar, Türk Milletini bütün komşuları ile onarılmaz bir surette derhal düşman yapmak için bire bir tılsım bulmuşlardır. Bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine, Türk Milletinin mukadderatını teslim etmemek için elbette Cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız. Fesatçılar, genç ve çocukları ve saf vatandaşları aldatan fikirlerini millet karşısında açıktan açığa münakaşa edemeyeceğimizi sanmışlardır. Aldanmışlardır ve daha çok aldanacaklardır.

Şimdi vatandaşlarımdan iki suale zihinlerinde cevap bulmalarını isteyeceğim; Irkçılar ve Turancılar gizli tertiplerle teşkillere başvurmuşlardır. Niçin? Kandaşları arasına gizli fesat tertipleri ile fikirleri memlekette yürür mü? Hele doğudan batıdan ülkeler, gizli Turan cemiyeti ile zapt olunur mu? Bunlar o şeylerdir ki devletin kanunları ve esas teşkilatı ayak altına alındıktan sonra başlanabilir. Şu halde yaldızlı fikirler perdesi altında doğrudan doğruya Cumhuriyetin, Büyük Millet Meclisinin mevcudiyetinin aleyhinde teşebbüsler karşısındayız.”

İNÖNÜ’NÜN KONUŞMASININ ARDINDAN GÖZALTILAR VE TABUTLUKLAR GELDİ

Cumhuriyet gazetesine ait manşetten verilen haber.

Bu konuşmanın hemen sonrasında; Türkçü mütefekkir Hüseyin Nihal Atsız Bey başta olmak üzere, Hasan Ferit Cansever, Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Nurullah Barıman, Zeki Özgür Sofuoğlu, Fazıl Hisarcıklı, Hüseyin Namık Orkun, Nejdet Sançar, Saim Bayrak, İsmet Rasin Tümtürk, Cihat Savaş Fer, Muzaffer Eriş, Fehiman Altan, Yusuf Kadıgil, Cebbar Şenel, Zeki Velidi Togan, Orhan Şaik Gökyay, Hikmet Tanyu, Reha Oğuz Türkkan, Hamza Saik Özbek, Cemal Oğuz Öcal, Said Bilgiç Beyler gözaltına alınarak İstanbul da toplanmışlar, tabutluklara atılmışlar, uzun ve işkence altında geçen sorgu günlerinden sonra İstanbul 1 Numaralı Örfi İdare Mahkemesinde yargılanmaya başlamışlardır.

Dava 65 oturum sürmüş ve 29 Mart 1945 Perşembe günü açıklanan karara göre, 13 sanık beraat ederken Zeki Velidi Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Nurullah Barıman, Cihat Savaş Fer, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal 10 yıla kadar değişik hapis ve sürgün cezalarına çarptırılmışlar Atsız Beğ 6,5 yıl hapse mahkûm olmuştur. 13 sanık ise beraat ettirilmiştir.

TURANCILIK DAVASINDA BERAAT

Ancak, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye rağmen dava Askeri Yargıtay’a taşınmış ve Askeri Yargıtay, “1 Numaralı Örfi İdare Mahkemesi tarafsızlıktan ayrılmıştır. Mahkeme 2 Numaralı Örfi İdare Mahkemesinde görülmelidir.” diyerek kararı” usul ve esas yönünden” bozmuştur.

Bozma kararını müteakip 26 Ekim 1945 günü bütün tutuklular salıverilmişler, Askeri Yargıtay‘ın 87 sahife tutan kararında, her sanığın durumları ve kendilerine yöneltilen suçlamaların ayrı ayrı değerlendirilerek, her bir için ayrı aklama kararı verilmesi öngörüldüğünden 2 Numaralı Örfi İdare Mahkemesinde yeniden yapılan tutuksuz yargılama sonucu sanıkların tamamı beraat etmişlerdir.

Gerçekte bu durum padişahların, isyancılar karşısında isyancıları yatıştırmak için verdikleri kellelere benzemektedir. Türkçüler ve Türkçülük önceden senaryosu hazırlanmış, tiyatromsu mahkemelerde yargılanmış ve mahkum olmuşlardır. Ancak ikinci adam İsmet Paşa”ya rağmen askeri temyiz nezdinde itiraz edilen bu mahkumiyet kararları bozdurulmuştur.

Askeri Temyiz Bozma Kararı”nda:

“1 Numaralı Sıkıyönetim mahkemesi tarafsızlıktan ayrılmıştır. Mahkeme 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından görülmelidir.” der.

Mahkemeler tutuksuz olarak bu kez 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesince görülmeğe başlanır.

ATSIZ MAHKEMEDE: KİMİN HAİN, KİMİN VATANPERVER OLDUĞUNU TARİH TAYİN EDECEKTİR

“- KİMSEDEN HAKSIZ BİR YERE BİR ŞEY TALEP ETMİYORUZ. ATALARIMIZDAN KALAN MİRASIN MEFAHİRİMİZİN GÖMÜLÜ OLDUĞU TOPRAKLARIN BİZİM OLMASI ÜLKÜSÜNÜ KALBİMİZDE TAŞIYORUZ. ORALARI UNUTMAMAK İSTİYORUZ.

BEN BULARI ŞAHSIM İÇİN İSTEMİYORUM. ORALARDA ÇİFTLİK VEYA APARTMAN YAPACAK DEĞİLİM. MİLLETİM İÇİN DÜŞÜNDÜĞÜM HAKLARDAN DOLAYI DA KİMSE BANA VATAN HAİNİ DİYEMEZ. BU ÇİRKEF İFTİRAYI İADEYE DE TENEZZÜL ETMİYORUM. KİMİN HAİN, KİMİN VATANPERVER OLDUĞUNU TARİH TAYİN EDECEKTİR. HATTA ETMİŞTİR BİLE.”

3 Mart 1947 tarihinde 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi sanıkları suçsuz bularak beraatlerine karar verir.

Beraat Kararının Gerekçesi:

187 sayfa tutan karar çok ilgi çekici ve ibret verici aynı zamanda da Türklük mücadelesinde tarihe şeref sayfası olarak geçecek bir karardır. Bakınız bu beraat kararında ne diyor:

“- Bu nümayış (3 Mayıs 1944) milli bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karşı tepkisinden ibarettir.

– Her milletin içindeki azlıklar o milletin hakim ırkının adını alır. Fakat o millet içinde ayrı ırklardan bahsedilemeyeceği anlamına gelmez.” diyen Mahkeme “ayrıca ırk bakımından kamu haklarının bir kısım vatandaşlara tanınmaması keyfiyetinin anayasaya aykırı olabileceği fakat bu aykırılığın cezalandırılacağına dair T.C. kanununda hiç bir kayıt bulunmadığından sanıkların bu fiilden beraatlerine, uzun bir tahlilden sonra hükmet darbesi bulunmadığını söyledikleri ve reddettiklerini, mantıken de buna imkan olmadığı delilleriyle Vali Dr. Lütfi Kırdar dahil dinlenen pek çok şahitlerden ve mektuplardan anlaşılmış, aksine polise verilen tek bir ifadeden başka bir şey görülmemiş olup, bu suretle sabit olmayan, bilakis MİLLİ BİR GAYE İÇİN ÇALIŞTIKLARI tebeyyün eden Zeki Velidî ve arkadaşlarının beraatine karar verilmiştir.”

ATSIZ’IN 3 MAYIS İLE İLGİLİ YAZILARI ŞU ŞEKİLDE

Atsız, Kür Şad Dergisi, 1946, Sayı: 2’de yayınlanan 3 Mayıs 1944 makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

3 Mayıs Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. O zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, edebi ve ilmi sınırları pek de aşmıyan Türkçülük, 1944 yılının 3 Mayısında birdenbire hareket oluverdi.

Ali Suaviler, Süleyman Paşalar, Mehmet Eminler, Ziya Gökalplar, Rıza Nurlar yalnız duygu, düşünce, iş Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamışlardı. Çırağan baskını Türkçü Ali Suavinin siyasi bir hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sıhhiye Vekili olduğu zaman gayri Türkleri atarak yerine Türkleri yerleştiren Rıza Nur fiili Türkçülük yapıyordu. Fakat bu da hareket değildi.

Türkçülükte ilk hareketi 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara”daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususi bir şerefi vardır

Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. Ona bir bayram diyemiyeceğiz. Çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. Ona bir matem demek de kabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. O güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük 3 Mayıs”ta gafletten ayrılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür. Böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. Bundan dolayı biz 3 Mayıs”a Türkçülerin günü deyip çıkıyoruz.

Hoşlanmayanlar onu benimsemesin. Yalnız kendilerine benzeyenler, yani Türk”e benzemeyenler onu yadırgamasın. Biz 3 Mayıs”ı sevmekte devam edeceğiz.

Türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 Mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi. Bu milli hareketin zaferinden korkan Türkçülük düşmanları, Türkçüleri ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. Tarih bunu bağışlamayacak ve Türkçüler günü olan 3 Mayıs, bir gün Türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde layık oldukları akıbete uğrayacaklardır.

Türkçüler toplu veya yalnız, her yerde 3 Mayıs”ı analım. Analım ve Kür Şad”ın hatırasını yüceltelim…

Ne mümkün zulm ile bidad ile imha-ı hürriyet,Çalış, idraki kaldır muktedirsen ademiyetten!

Kür Şad Dergisi, 1946, Sayı: 2

***

Atsız, Ötüken Dergisi, 1974, Sayı: 5’de yayınlanan 3 Mayıs makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

Her millette olduğu gibi bizde de birçok günler kutlanır, bayram yapılır. Bunlar arasında 30 Ağustos gibi tarihin akışını değiştiren ve milletin bütün fertlerince kutlu sayılan büyük günler olduğu gibi, 27 Mayıs gibi asil hedefini kaybeden ve milletin bir bölümü tarafından öteki bölümüne karşı yapılmış olanlar da vardır.

Türkçüler günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine kadar girmiş bulunan ve o zamanki hükümetin gafletinden faydalanarak gelişen komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

3 Mayıs bir bayram değildir. Milli şuurun ayaklanmasıdır. Başarıyla bitmemiş, fakat milletin gözünü açarak o zamanki hükümetin içine sızan ihanet unsurlarını sindirmiştir.

Paşaların 12 Mart ihtarnamesi nasıl, uçurumun kıyısına kadar getirilmiş bulunan devleti düşmekten kurtarmışsa, meçhul gençlerin 3 Mayıs yürüyüşü de, Amerika ve İngiltere’nin hamakatlerini istismar eden Moskoflar’ın Almanya’ya karşı savaşı kazanmak üzere oldukları sırada Türkiye’yi bir oldubitti ile Sovyetleştirmeye hazırlanan karanlık komünistleri gün ışığına çıkarmak suretiyle Türkiye’yi komünizm batağına düşmekten kurtarmıştır.

3 Mayıs 1944 bir dönüm günüdür. Türkçülerin ızdırabı ile yuğurulmuş ve tehlikeyi geriye atmış bir dönüm günü…

3 Mayıs’ta yürüyenlere selam…

Türk devleti ebedidir…

ÖTÜKEN, l974, Sayı: 5

***

Atsız, Ötüken Dergisi, 1975, Sayı: 5’de yayınlanan 23 Mayıs (1040) ve 3 Mayıs (1944) makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

Türk tarihinde şanlı, elemli, uğursuz birçok mayıs günleri vardır. Bu yazıda artık kesin olarak hükme bağlanmış bir mayısla (23 Mayıs 1040), üzerinde henüz son söz söylenmemiş başka bir mayıstan (3 Mayıs 1944) bahsedeceğim.

23 Mayıs 1040 Cuma günü, mayısların en mühimi ve en şanslısıdır. Çünkü o gün Selçuklu ve Gazneli orduları arasında yapılan ünlü Dendânekan savaşından sonra devletimiz, yani Türkiye (ve daha doğru adı ile Batı Türkeli) kurulmuş, dokuz yüzyılı aşan hayatında bu devlet bazen parçalanıp bölünerek iç savaşlarla uğraşmış, bir iki defa tarih sahnesinden silinecek diye bakılırken ırkının ve geçmişinin büyük gücü ile yine toparlanıp yaşamayı başarmıştır.

Devletimizi kuran Türkler büyük çoğunluğu ile Oğuzlar”dır. O zamanki asıl Türk Devleti olan Karahanlılar”dan bir prens de, hanedanı ile arası açık olduğu için kendi buyruğundaki Türkler”le Oğuzlar”a katılıp bütün savaşlara girmiş, Türkiye”nin kuruluşunda rol oynamıştır.

Bir süre Karahanlılar”ın ve Karahanlılar”a bağlı olmayarak yaşayan batıdaki Hazar Kağanlığı”nın arasında bocalayan Oğuzlar, anayurt dışındaki Türk Devleti”nin, yani Gazneliler”in elindeki Horasan”da çok sıkıntılı ve tehlikeli yıllar geçirdikten sonra nihayet 23 Mayıs 1040”ta Gazneliler”in Türk, Hindli, Efganlı, Acem, Arap ve Kürtler”den kurulu 100.000 kişilik ordusunu 16.000 kişiyle bozup dağıtarak aynı günde devletlerini kurdular.

Dikkate değer ki bu savaşta Gazneliler ordusunun Türkler”den bir bölümü Oğuzlar”a katılmış, öncü kuvveti olan Arap ve Kürtler ilk hamlede; Hindli, Efganlı ve Acemler daha sonra kaçmış. Gazneli Sultan Mesud”la birlikte sonuna kadar dayananlar yine Türkler olmuştur.

Bu savaşın başkomutanı ve en büyük kahramanı, Türk tarihinin Deli Dumrul”larından biri olan “Çağrı Beğ”, Gazneliler ordusunun en büyük kahramanı da sarhoşluğuna ve tedbirsizliğine rağmen Gazneli Sultan Mesud”dur.

Devletimizin temeline en büyük harcı atan Çağrı Beğ”i unutursak bu, bizim için ayıptan da büyük bir zillet olur. Çağrı Beğ”in unutulmadığına en büyük delil bugün birçok aydınların oğullarına “Çağrı” adını vermesidir. Fakat bu kahramanın yalnız aydınların gönlünde yaşaması yetmez. Tarih kitaplarında gerekli yer verilmedikçe, ulu ve gösterişli bir Çağrı Beğ anıtı dikilmedikçe görevimizi yapmış sayılamayız.

Bu yıl yine cumaya rastlayan 23 Mayıs 1975, devletimizin kuruluşunun 935. yılıdır. Müttefik sandıklarımız tarafından terk edildiğimiz, içteki bozgun unsurlarının ihanetine uğradığımız şu günlerde 935. yılı anmak manevî güç kaynaklarımızdan biridir.

Tanrı”nın esirgenliği, başta Çağrı Beğ olmak üzere Dendânekan savaşının Selçuklu ve Gazneli bütün Türkleri”nin üzerine olsun!..

Üzerinde henüz son söz söylenmemiş olan mayıs günü ise 3 Mayıs 1944”tür. Bilindiği gibi ozamanki tek parti idaresinin komünistleri koruyan millî eğitim bakanına ve onun şımarttığı komünistlere karşı yapılan bir yürüyüş sansürle sessizliğe boğulmuş memlekette bomba gibi patlamış, o zamanki devlet başkanıyla çevresindeki devşirmelerin ödünü patlatarak büyük tutuklamalara, hapislere; işkencelere yol açmış; satılık ve köle basın da tek ağızla bu gardist hareketin (o zaman Almanya ayakta olduğu için faşist diyemiyorlardı) aleyhine açtıkları haysiyetsiz iftira kampanyasını aylarca sürdürmüştü.

3 Mayıs artık Türkçülerin günüdür. İlkönce 3 Mayıs 1945”te Tophane”deki Askerî Cezaevi”nde, bir masa başında çay içerek kutlanmış, ondan sonra kırlarda ve salonlarda yapılan törenler halini almıştır.

Bu yılın 3 Mayısı, bu tören gününün 31. yıl dönümüdür. Demek ki henüz tarihe mal olmamıştır. Bir olayın tarihe mal olması için üzerinden en az 50 yıl geçmesi gerektiğine göre 3 Mayıs, Yirmi Birinci Yüzyıl başlarında tarih olacaktır.

Fakat 3 Mayıs için bugün de söylenecek bazı sözler vardır: 3 Mayıs bir uyarmadır: Yürüyüşü yapan birkaç bin Türkçü gencin uyarması… 3 Mayıs aynı zamanda bir uyanıştır. O gençlerin haykırışıyla milletin uyanması…

3 Mayıs, solun sempatizanı bir devlet başkanıyla çevresindeki solcudan, komünistten, gafilden, çıkarcıya ve dalkavuğa kadar varan devşirmeler güruhunca afyonlanmış milletin gerçekleri görerek uyanması ve öfkelenmesidir.

Memleketin sinsice hazırlanmış planlarla, sosyal adalet ve kurtuluş adı altında komünist yapılmak istenmesi bu yürüyüşle önlenmiş, ödlekler bozguncu plânlarından ister istemez vazgeçmeye mecbur kalmışlardır.

Yoksa Türkiye”nin de Romanya, Çekoslovakya, Macaristan gibi bir oldubitti ile komünist olması kısa bir zaman meselesiydi.

Yurdun nasıl hain bir şebeke ile sarılmış olduğu bugün, kısmen de yapılmış yayınlarla açığa vurulmuştur.

Bu sebeple, 3 Mayıs mühim bir dava günüdür ve yıllar geçtikçe ehemmiyeti daha iyi anlaşılmaktadır.

3 Mayısı yapan o günkü gençler bugün artık yaşlı birer insandır. Çoluk çocuğa karışmış, bahtiyar veya bedbaht olmuş, bütün yurda dağılmış yurttaşlardır. Onlardan şimdiye kadar hiçbir övünme sesinin çıkmayışı da hareketin ne kadar yüksek ve samimî olduğunu göstermektedir.

Boş kaplar çok öter. 3 Mayısçılar boş değil, yurt ve ırk sevgisiyle dolu idiler. Onun için susmaktadırlar. Fakat susmak, Abdülhak Hâmid”in dediği gibi, bazen en güzel şiirden daha mânâlıdır.

(22/23 Nisan 1975), ÖTÛKEN, 1975, Sayı: 5

Cumhuriyet gazetesine ait manşetten verilen haber.


Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir