Atsız ve Atatürk

Nihal Atsız, Atatürk hakkında ne düşünüyordu? Atsız, Atatürk’e nasıl bakıyordu? Atsız, Atatürk’ü eleştirdi mi? İşte yıl, yıl derlediğimiz tüm makaleleri taradığımızda karşımıza çıkanlar… Atsız’ın Atatürk ile ilgili yazdığı tüm yazıları yıllara göre sıraladık.

Türkçülüğün yükselmesi ve rahatsız çevreler

Atatürk’e saldırmak için literatür ve kaynak arayan bir takım siyasi, ideolojik grupların hem Atatürk’e hem de Türkçülüğe saldırmak için bir takım “cımbız” laflar ile hareket etmeye çalıştıkları aşikar.

2012 Sonrası Türkiye’de büyüyen Türkçülük ve örgütlü gençlik hareketleri birtakım çevrelerce artık tehlike olarak görülmeye başlandı. İslamcıların, hükümetin ve yandaşların zehirli fikir tohumları, Türkçülüğü içeriden çökertme planı artık gizli bir şekilde değil açıktan yapılıyor.

Atatürk ve Atsız’ın beslendiği kaynak elbetteki Türkçülüktür yöntem ve uygulamalar elbette tarihçi bir yazar ile siyasetçi bir dehanın pratik ve uygulamasında farklılıklar ile ortaya çıkacaktır.

Nitekim herkesin aynı düşündüğü bir ortamda yaşasaydık yeni dehaları çıkarmamız nasıl mümkün olurdu?

1905 Yılında doğan Atsız, Cumhuriyet ilan edildiğinde 18 yaşında idi.

Atatürk

Atsız Atatürk’ü eleştirdi mi?

Atsız, Atatürk hakkında ne yazdı?

İşte yıl yıl derlediğimiz o yazı dizisi.

Atsız’ın Atatürk Hakkında Düşünceleri

Yıl 1975

Atsız, Ötüken Dergisi, 1975, Sayı: 9’da yayınlanan Türk Tarihinde “Eylül” makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“21 gün süren Sakarya Meydan Savaşı 13 Eylül’de kazanılmıştır. Daima maiyette çalışmaya alışmış olduğu için kumandanlık vasıflarından mahrum bulunan İsmet İnönü’nün Eskişehir savaşlarında bozulup ordunun mühim bölümünü yitirerek Sakarya’nın doğusuna çekilmesinden sonra kumandayı bizzat eline alan Mustafa Kemal Paşa‘nın, yüksek askerlik kabiliyetiyle yönetip, Özellikle subayların kahramanlığı dolayısıyla “subay savaşı” adını alan ve o güne kadarki dünya savaşları içinde en uzun meydan savaşı olan Sakarya Meydan Savaşı’nda yeni bir taktikle Yunanlıları yüz geri ettirerek teşebbüsün Türk Ordusu’na geçmesini sağladığı savaştır. 21 gün içinde Türkler cepheye 55.000,Yunanlılar 120.000 kişi sokmuş, 15.000 kişilik Türk zayiatının 1000 kişisi subaylardan verilmiştir. Savunma hattı yerine savunma sathı prensibini icat eden Mustafa Kemal Paşa, kazara attan düşmesi dolayısıyla savaşın bir kısmını kırık kaburga kemiğiyle idare etmiştir. Sakarya savaşı, Çanakkale Savaşları’ndan sonraki en kahramanca savaştır.”

Yıl 1975

Atsız, Ötüken Dergisi, 1975, Sayı: 1’de yayınlanan Fantaziler makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“Bir başbakan, Türk değiliz diye bağıran serserileri derhal celbedeceği polis kuvvetiyle tutuklatıp haklarından gelemez miydi? Böyle bir durum karşısında Atatürk‘ün nasıl davranacağını, o üniversiteyi yerle bir edeceğini bilmiyor muydu? Doğrusu Atatürk‘ün hâtırasına ve eserine hakaret edilirken susan bir Başbakanın Atatürkçülükten dem vurması fanteziden başka bir şey değildir.”

Yıl 1974

Atsız, Ötüken Dergisi, 1974, Sayı: 3’te yayınlanan Kim Milli Kahramandır? makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“Yeni tarihimize gelince, bunun yalnız Kurtuluş Savaşı devresini alarak hangi milli kahramanları yetiştirdiğini düşünürsek vereceğimiz hüküm hiç tereddütsüz şu olacaktır. Kurtuluş Savaşı’nın iki milli kahramanı, en karanlık günlerde bile bu işin başarılacağına inanan Kazım Karabekir ve Mustafa Kemal Paşa’lardır. Biri iyi silahlı Ermeni ordusunu onun yarısı kadar bir kuvvetle bozguna uğratarak, öteki bir destan savaşı olan Sakarya’yı ve imha savaşının en güzel örneği Dumlupınar’ı kazanarak bu payeyi almışlardır. Bu savaşların Türk ve cihan hayatındaki tesirleri hala devam etmektedir.”

Yıl 1973

Atsız, Ötüken Dergisi, 1973, Sayı: 6’da yayınlanan Turancılık makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“’Kendi yakın tarihimize bakarsak Mustafa Kemal Paşa‘nın Samsun’a çıkması da bir maceradır. Birçoklarının buna katılmayışı yurtsever olmayışlarından değil, başarı ihtimali görmemelerindendi. Fakat o, iyi hesap yapmasını bildiği için, başkalarının Türkiye’yi batıracak bir macera diye muhalefet ettikleri teşebbüsünü parlak bir şekilde bitirdi.”

Yıl 1972

Atsız, Ötüken Dergisi, 1972, Sayı: 105’de yayınlanan Türk Büyüklerine Saygı makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“16 büst arasında Atatürk‘ün büstü de var ve galiba sahibine en çok benzeyen de bu. Atatürk‘ün büstü bize, İstanbul Üniversitesi Merkez Binası’nın bahçesindeki Atatürk heykelini hatırlattı. Görenlerin bildiği gibi heykel erkek ve kız iki üniversiteli Öğrencinin ortasında Atatürk‘ü göstermektedir. İşin garibi öğrencilerin atlet kılığında, Atatürk‘ün ise entarili olarak tasvir edilmiş olmasıdır. Her şeyden önce bir asker olan Atatürk‘ü gecelik denecek çirkin bir kılıkla, eski Asurî ve İran hükümdar rölyeflerindeki şekillere benzeyen biçimde canlandırmak hem Türk milletine, hem de onun hâtırasına saygısızlıktır. Bunu bir zamanın Talebe Derneği İdare Heyeti’nin yaptırdığı söyleniyor. Üniversite öğrencisi deyince akla atlet veya atlet kılıklı gençler gelmez. Atatürk diyince de ya kumandan, ya da sivil elbiseli devlet adamı gelir. Hakikat bu iken atletli, entarili heykelleri oraya dikmekteki sebep nedir? En hafifi: Düşüncesizlik. Rektörlüğün dikkatini çekerim: O çirkin heykeli indirsin.”

Yıl 1971

Atsız, Ötüken Dergisi, 1971, Sayı: 85’de yayınlanan Türkiye ve Kıbrıs makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“Yunanistan, Türkiye’nin ebedî ve barışmaz düşmanıdır. Kendimizi boşuna aldatıp Atatürk ile Venizelos arasında kurulan dostluktan bahis açmayalım. Onlar geçici siyasî manevralardı.”

 Yıl 1971

Atsız, Ötüken Dergisi, 1971, Sayı: 8’de yayınlanan Malazgirt Zaferi’nin 900. Yıldönümü ve Milli Kültür makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“Mühim bir nokta da Türkiye’nin uygun bir yerinde bir “Ölmezler Yolu”nun yapılmasıdır. Ölmezler Yolu, Türk tarihînin ulu kişilerinin heykel ve anıtlarıyla süslü, en heybetli ağaçların gölgelediği bir tarih yoludur. Şimdilik Alp Er Tunga ile başlayıp Atatürk‘le bitecek ve ilerde de yetişecek büyüklerin heykel ve anıtlarının eklenebileceği uzun ve gösterişli bir yol…”

Yıl 1970

Atsız, Ötüken Dergisi, 1970, Sayı: 1’de yayınlanan İran Türkleri (2) makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

Bizim tarihimizde buna benzer mübalağalar yoktur. Mustafa Kemal Paşa, “Atatürk” adını soyadı olarak almıştır. Şunu da unutmamalı ki o Sakarya ve Dumlupınar meydan savaşlarını kazanmış bir kumandan, mahvoldu sanılan bir milleti kalkındıran devlet adamıydı. Tehlike anlarında ülkesini bırakıp gitmiş ve bu unvanı durup dururken almış değildi.

Yıl 1968

Atsız, Ötüken Dergisi, 1968, Sayı: 8’de yayınlanan Solun 94 Yılı makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“Lenin’e herkesin inandığı bir çağda Mustafa Kemal Paşa onu şüpheyle karşılamış, hakkında bir şey bilmediği komünizmi öğrenmek için Rusya’ya, Baku kongresine adamlar göndermiş, anlayacağını anlamış, Ruslardan faydalanmak için komünist oluyor gibi gözükmüş, hattâ bir gün Vekiller Heyetinde “komünist olacağız” diyerek bu sözün Ruslar tarafından duyulmasını sağlamış, bir komünist partisi kurarak bu cereyanı kontrol altına almış, nihayet, Ruslardan alacağını aldıktan sonra komünist partisini kapatıp komünistleri mahkemelere sevk etmiştir. Meşhur: “Türk âleminin en büyük düşmanı komünizmdir. Her görüldüğü yerde ezilme” sözünü bu sırada söylemiştir. Onun içindir ki komünistler Atatürk‘ten nefret ederler. Mustafa Kemal Paşa‘nın Kurtuluş Savaşı sırasında çok büyük bir enerji ve zekâ eseri göstererek herkesten, her şeyden faydalandığı hakkındaki görüşe Aclan Sayılgan yeni bir nokta daha ekliyor: Arif Oruç’un Çerkez Ethem ve Komünizm hakkında Atatürk‘e ajanlık etmiş olabileceğini iddia ediyor”

Yıl 1968

Atsız, Ötüken Dergisi, 1968, Sayı: 6’da yayınlanan Turancılık ve Faruk Güventürk makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“Bugünkü başkomutan Cemal Tural Turancı değil mi? Türk ordusuna yayınladığı mesajda “Ey Mete’nin Ordusu” hitabının mânâsı nedir? Faruk Güventürk’ün herkesten çok sevdiği, birçok köye büstünü diktiği Atatürk Turancı değil miydi? Japon elçisine “Bir gün Çin seddinde buluşacağız” dememiş miydi? Onun başkanlığı zamanında liselerde okutulan tarih kitapları Turancılık görüşünden başka hangi düşünceyle yazılmış olabilir?”

Yıl 1966

Atsız, Ötüken Dergisi, 1966, Sayı: 28’de yayınlanan Kürtler ve Komünistler makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

Atatürk çağının Milli Eğitim Bakanlarından Vasıf Çınar ile İstiklal Mahkemeleri Başkanı Ali Saip Ursavaş kürttü. Fakat bunların aklına Türklükten ayrı kürtlük diye birşey gelmiyordu ve Atatürk çağında böyle bir şey akla gelemezdi de. Atatürk ortalığa bir “Türklük Dehşeti” saçmıştı. Bu sayededir ki kürt olan Ali Saip, İstiklal Mahkemelerinde birçok asi kürdün idamında büyük rol oynamıştı.”

Yıl 1966

Atsız, Ötüken Dergisi, 1966, Sayı: 26’da yayınlanan Biz Ne İstediğimizi Biliyoruz makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

Atatürk’ün “Türk milleti, başına geçireceği insanların kanındaki cevher-i asliye dikkat etmelidir” sözü açık anlamı ile “Türk ırkından olmayanları başına geçirme” demektir. Bu söz mücerret bir övünme veya şatafat değil, acı denemelerden doğuş bir gerçek, yabancı soyluların getirdiği felâketlerden alınmış bir derstir.”

Yıl 1965

Atsız, Ötüken Dergisi, 1965, Sayı: 19’da yayınlanan Yok Olmaya Mahkum Olanlar makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“Bunlar “millet” kelimesini kullanmaktan şiddetle çekinirler. “Halk”, hatta “yığın” derler. Milleti tutmak fikrinin “milliyetçilik” diye adlanacağından korkarlar. Samimi olmadıkları her tür davranışlarından bellidir. Tarihi tahrif ederler. İstatistik uydururlar. Komünizm’in her yerde ezilmesini tavsiye eden Atatürkü solcu gösterecek kadar yüzsüzleşirler.

Yıl 1962

Atsız, Orkun Dergisi, 1962, Sayı: 1’de yayınlanan Ziya Gökalp makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“Gökalp’in Türkçülük alanındaki en verimli ve sistemli eseri Türkçülüğün Esasları adlı kitabıdır. Bu kitabın ikinci kısmında Türkçülük sekiz bölümde programlaştırılmış ve her bölümde o alanda yapılması gerekli hususlar ana çizgileriyle tespit edilmiştir. Bu program yalnız kendi neslinin değil, sonraki nesillerin aydınları üzerinde de büyük etkiler yapmıştır. Programdaki fikirlerden bazılarını uygulamak isteyenler arasında Atatürk de vardır.”

Yıl 1932

Atsız, Atsız Mecmua, 1932, Sayı: 12’de yayınlanan Bize Bir Gençlik Lazımdır makalesinde şu ifadeleri kullanıyor.

“Evvela Erzurum”da, sonra Sivas”ta Mustafa Kemal Paşa etrafında toplanan “Türk” savaş tarihlerinin göstermediği bir yararlılıkla vurulan zincirleri kırdı, kendi varlığını dünyaya tanıttı. Sultanı ve adamlarını koğarak memlekette cumhuriyet ilan etti. Çok az bir zamanda içtimaî ve siyasi yenilikler yaparak mazinin köhne ve sakat müesseselerini yıktı. Fakat: İnkilap tamam değildir. İnkilabın en mühim eksikliği yeni binaya yaraşan; müşterek düşünür, müşterek amel ve aksülamellere malik bir gençlik yokluğudur. Yeni binanın adı “Cumhuriyet”tir. Temelinde kan ve iman vardır. Biz bu binanın yıkılmayacağına inanmışız.”

 


Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir